Kayseri’nin Sessiz Sokaklarında Bir Gün
Sabahın erken saatleriydi. Güneş yavaş yavaş Erciyes’in zirvesinden sarkıyor, Kayseri’nin taş binalarını altın gibi boyuyordu. Ben hâlâ yatağımda, kahvemi elime almış, pencereden dışarıyı izliyordum. Duygularım karmakarışıktı; heyecan, umut ve hafif bir hayal kırıklığı birbirine karışmıştı. Bugün benim için özel bir gündü. İnci soyadlı bir oyuncu hakkında bir haber alacağımı biliyordum, ama bu haberi beklerken kalbimde hissettiğim o tuhaf boşluğu tarif etmek çok zordu.
Kahvemi yudumlarken not defterimi açtım. Günlüklerimde hep hislerimi saklamadan yazardım. “Bugün ne olacak acaba?” diye düşündüm. İçim hem kıpır kıpır hem de korku doluydu. İnsan bazen bir şeyleri çok ister ama ulaşamayacağını bilir ya, işte öyle bir duyguydu bu.
O İlk Karşılaşma
Saat öğlene yaklaşırken, sosyal medyada kısa bir video gördüm. Video, İnci soyadlı oyuncunun yeni bir projeden karelerini içeriyordu. Ben ekrana kilitlendim. O an içimde bir çarpıntı başladı; kalbim sanki dışarı çıkacak gibi atıyordu. İnsan birini sadece izleyerek bu kadar etkilenebilir mi, bilmiyorum. Ama ben etkilenmiştim. Hem hayranlık hem de kendi hayatımla ilgili bir tür kıskançlık karışımı hissettim. “Keşke benim de hayatım biraz daha böyle heyecanlı olsaydı,” diye düşündüm.
O sırada bir mesaj geldi. Arkadaşım, “Dışarı çıkalım, hava güzel,” dedi. Önce reddetmek istedim, ama sonra kendimi topladım. Belki yürüyüş sırasında kafamı dağıtır, bu heyecanı bir nebze olsun azaltabilirdim.
Kayseri Sokaklarında Yürüyüş
Sokağa çıktığımda, Kayseri’nin taş sokakları hâlâ sessizdi. Hafif rüzgâr saçlarımı dağıtıyor, ben de adımlarımı hızlandırıyordum. O an içimden geçenleri kelimelere dökmek zor; ama özetle bir boşluk ve bir umut vardı. Boşluk, hayatımda eksik bir parçayı hatırlatıyor; umut ise belki bir gün kendi küçük sahnelerimde de başrol olabileceğime dair bir inanç.
Yürürken telefonuma bakmayı bıraktım ve etrafa dikkatle bakmaya başladım. İnsanların birbirine gülümsemesi, yaşlı amcaların banklarda oturup gazete okuması, çocukların oyun sesleri… Hepsi bana bir yandan huzur veriyor, diğer yandan kendi yalnızlığımı hatırlatıyordu.
Hayal Kırıklığı ve Farkındalık
Akşamüstü, tekrar eve döndüm. İnci soyadlı oyuncu ile ilgili yeni bir haber yoktu. İçimde hafif bir hayal kırıklığı oluştu; bir yandan sabırsızlanıyor, diğer yandan her an başka bir şeyin hayatımı değiştirebileceğini umuyordum. Kalbimdeki bu iniş çıkışlar, günlüklerime geçiyordu: “Hayat bazen çok yavaş ilerliyor, bazen de hiçbir şey istemediğin anda seni şaşırtıyor.”
Bilirsiniz, birini uzaktan takip ederken, onun hayatındaki her küçük gelişme size büyük bir dalga gibi çarpıyor. Benim hissettiklerim de böyleydi. Onun başarıları sevinç veriyordu, ama aynı zamanda kendi eksikliklerimi de fark ediyordum.
Gece ve İçsel Yolculuk
Gece olduğunda, pencerenin kenarına oturdum. Şehir ışıkları yavaş yavaş yanıyor, gökyüzü koyu laciverte dönüyordu. Defterimi açıp tekrar yazmaya başladım. Bugün yaşadığım duyguların hepsi birbirine karışmıştı: heyecan, hayal kırıklığı, umut ve biraz da yalnızlık. Ama en önemlisi, içimde bir dürtü vardı; bir gün kendi sahnemi yaratmak, kendi hayatımı yönetmek istiyordum.
İnci soyadlı oyuncu kimdi? Onu belki hiçbir zaman tanıyamayacaktım. Ama bana hissettirdiği, kalbimde uyandırdığı o coşku ve heyecan, kendi hayatımı sorgulamam için yeterliydi. İnsan bazen bir başkasını izleyerek, kendi duygularının farkına varır. Ben de öyle yapıyordum; onu izleyerek, kendime dair yeni bir pencere açıyordum.
Sonra derin bir nefes aldım. Hayatın böyle sürükleyici, bazen hayal kırıklığıyla, bazen umutla dolu olduğunu düşündüm. Ve o an anladım ki, en önemli şey hissetmekti. Ne kadar zor olursa olsun, duygularımı saklamadan, kendi iç yolculuğuma devam etmek…
Sabahın Umudu
Herkese merhaba! Bugün Bahi olarak sizlere “Eski Türkçede inci ne demek” hakkında rehber niteliğinde bir yazı sunuyoruz.
Ertesi gün yine güneş doğdu. Ben hâlâ Kayseri’nin sokaklarını arşınlıyordum, defterim yanımda. İnci soyadlı oyuncu hâlâ sosyal medyanın bir köşesinde parlıyordu. Ama artık içimdeki heyecan ve hayal kırıklığı daha dengeliydi. Çünkü fark etmiştim: Hayatta en önemli rol, kendi hikâyemizdeki rolümüzdür. Ve ben bunu o an, sessiz bir Kayseri sokağında, kalbimde hissetmiştim.
Hayat bazen beklenmedik bir şekilde sürprizlerle dolu. Ve belki bir gün, ben de kendi sahnemde parlayacağım. O güne kadar, hislerimle, defterimle ve bu şehirle yol almaya devam edeceğim.